shadow

Ey erkek milleti!.. Ben bilemem aradaki minör ya da majör farkları…

Bilemem torkları…

Bilemem iç hacim, dış hacim, kilometrede yakılanları..

Yani bilirim bilmesine de… İşime gelmezzz.. 🙂

Ben arabamın faydalarını bilirim. Beni nereye hangi duygularla götürdüğünü, hangi duygularla getirdiğini, getirirken çarşı- pazar ne yüklediğimi bilirim. Hangi müzikleri dinlediğimi bilirim.

Nasıl el değmemiş koylara bi çırpıda indiriverdiğini bilirim.. 🙂

************************************************************************************************************************

Pekala başlıyorum bu haftaki “araba sevda”ma -pardon-macerama…

Bayramda el öptük, kucaklaştık ve sonra bize kalan iki günü değerlendirmek üzere yakınlarda ve bizi çok da fazla yormayacak bir rotada, iki kulaç daha atalım dedik. Düştük yollara…

Rotamız İstanbul üzerinden Edirne’ye bağlı Mecidiye… İnternetten bulduğumuz uygun fiyatlı bir motele rezervasyon yaptırdık. Gidişimiz kolay oldu. Ortalama 4 saatte aldık yolu… Arefe günü olmasına karşın, işten öğle vakti çıkanları beklemeden yola çıktığımız için hiç de kalabalığa kalmadık.

Tekirdağ’da bir klasik köfte molası verdik. Çok tavsiye ederim; Köfteci İbrahim… Fabrikasyona bağlamış köftecilerden değil. Tekirdağ girişinde hemen… Girerken sol kolda kalıyor. Gerçekten başarılıydı. Ben aslında lastik gibi Tekirdağ köftesi sevmem.. Bu hiç öyle değildi.

Devamında ayarladığımız motele ulaşmamız saat 14.30-15.00 sularıydı. Ama o ne?!! Kendimi Hitchcock filmlerinden bir sahnede buluverdim.

İnternette şirin bir motel olarak gördüğümüz yerin daha kapısını iterken aslında anladım pek de öyle çıkmayacağını.. Fotoğraflarda gördüğümüz bahçe, bildiğiniz yabani tarla, gördüğümüz havuz içinde binbir pislik bulunan su birikintisiydi.

Sabırla odaya girdiğimde, çingene pembesi dallı güllü bir nevresimin üzerinde biri pembe diğeri mavi alakasız yastıklar vs.. Hepsine “hadi idare…” dedim de tuvalete girdiğimiz anla çantaları toplayıp, kibarca teşekkür ederek ayrılmamız 3 dakikayı buldu! Anlayın işte!…

Neyse 2 katı fiyatına civardaki bir “butik otel” de 2 gecelik yer bulduk Allahtan J Güzeldi… Neymiş? İngilizlerin “ucuz alacak kadar zengin değilim”  ve de öz be öz Türk atasözü “ ucuz etin yahnisi yavan olur!” sözleri gayet doğruymuş…

Ama… 1 buçuk km. ötedeki İbrice Limanı..

Eğer dalma merakınız varsa ya da öğrenmek istiyorsanız, tavsiye ederim. Bir çok dalış okulu var ve bilenler geliyor zaten.

Biraz daha ötedeki bakir koylar… Saros’un pırıl pırıl denizine sizden başkası olmadan girmenin keyfini yaşayabilirsiniz..

Hele bir “lastik koyu” vardı kiii… şaka yapmadığımı resimlerden anladınız zaten.. Neden o koca koca tekerler oradaydı bilemem.. Hele indiğimiz off-road yolu düşününce gerçekten çok anlamsızdı.Ama öyleydi işte.. lastikler, siz ve pırıl pırıl bir deniz… gerçekten.. denizin dibinde de vardı birkaç tane.. anlamadım bu işten birşey ama deniz muhteşemdi.

Bu arada sevgili arabamızın yakıt göstergesi hiç inmedi. Başta “aman ne az yakıyor ne güzel!” derken, anladık ki bir arıza var 😛 Sanırım depoda varolan ‘şamandıra’ diye bir parçası arızalanmış. Yani her an yolda kalabilirim. Tez zamanda kontrole götürmem lazım.

Ve böylece bayram maceramız full depoyla başlayıp, fullden bi tık az bir depoyla son buldu 🙂

Haftaya görüşmek üzere.. Keyifli sürüşler…

Arzu KARAKOÇ
Power Medya Grubu

Yazar

Editör

Paylaş

shadow

Diğer Yazılar